Bir Levrek Hikayesi

Levreğin, deniz balıkçısının gönlündeki yeri ayrıdır. Uğruna onca paralar harcanıp en pahalı spin kamışlar, makineler, florokarbon, örgü, nanofil misinalar, çeşit çeşit, renk renk sahte balıklar alınır. Azıcık uykuyla gün doğmadan saatler önce kalkılıp yüzlerce kilometre ötedeki meraya hava aydınlanmadan önce varılır. At-çek yöntemiyle levreği kandırabilmek için en sert havalar seçilir. Rüzgarın denizden karaya estiği, dalgaların sahilde kırıldığı, kayalıkları dövdüğü, adamı baştan aşağı ıslatan havalar bu iş için en makbul havalardır. Levrek öyle gürültüyü, patırtıyı, hele ki ikide bir önüne ağ serilmesini hiç sevmez. Rahatsız olup kaçıverir uzaklara. O kaçar, oltacı kovalar. Öyle oltacılar vardır ki, uydu görüntülerinden en bakir, ulaşılması en güç yerleri belirleyip levrek sevdasına yollara düşer. En sarp kayalıklardan aşağı iner, yosunlu, ıslak kayaların üzerinden yürür. Nihayet belirlediği noktaya ulaşır. Boy çizmesiyle buz gibi denize girer, kafasına sabitlediği su geçirmez aksiyon kamerasıyla o büyülü balığın mücadelesini kaydetmenin hayaliyle saatlerce atıp çeker.

Velhasıl insanla levrek arasındaki mücadele çoğu zaman çetin geçer. Ama öyle zamanlar olur ki, o büyülü balık yanı başımızdaki durgun, kuytu liman içlerine, iskele, rıhtım diplerine kadar sokulur. Berrak suyun altında ağır ağır, salına salına, balıkçıyı kıskandıra kıskandıra gezer. Böyle zamanlarda o pahalı takımlarla, cafcaflı sahtelerle kandırmak zordur levreği. Basit düşünmek gerekir. Tek ihtiyacınız, incecik misinanın ucuna iliştirilmiş sağlam bir kancadan ibaret olan şeytan oltası ve canlı, iri karidestir. Parmak büyüklüğündeki canlı karidese hiç bir levrek hayır diyemez. Levreğin iriliğine göre 0.16-0.22 mm’lik el oltasının ucuna 4 numara sağlam bir çapraz kanca iliştirip levrek olduğunu bildiğiniz bir merada sabırla denediğiniz taktirde er ya da geç mükafatınızı alırsınız.

10359531_10154168029230352_5942626294650598743_n

10371695_10154186423160352_3117574144803897531_n

Karadeniz ve Marmara için bahar ve yaz aylarının başı levreğin karides gibi kabuklulara en çok rağbet ettiği dönemdir. Bunu daha önce defalarca kere tecrübe ettiğimden 2014 Mart sonundan itibaren şamandıralı takımla denemeye başlamış, bir kaç güzel levrek kandırmayı başarmıştım. Nisan başında şamandıralı takımla levrekleri aldığım sığlık mera av vermeyi kesince Mayıs ortasından itibaren daha derin olan rıhtım kenarlarında şeytan oltasıyla denemeye başladım. Bir hafta boyunca hemen hemen her gün denediğim halde çoğu zaman yemlerimi parçalayan, arada da oltama takılan ispariler dışında vuruş alamadım.

10401467_10154184186190352_6707525674707993969_n

22 Mayıs akşamı da levrek sürülerinin teşrif etmiş olmalarını umarak meradaki yerimi aldım. Parmak büyüklüğündeki canlı tekelerle yemlediğim 2 şeytan oltasını 7-8 m kadar sallayıp tekeler ağır ağır dibe doğru yüzerken beklemeye koyuldum. Yemler dibe inmeye yakın dipten bir miktar havalandırıp tekrar serbestçe yüzmelerine müsaade ettim. Arada bir misinaları elime alıp kaçan karides izlenimi vermek için küçük zıplatma aksiyonları yaptırdım. Dibe inmeyi başarıp yosunlara tutunan yemleri çekip yosunlardan temizledikten sonra tekrar salladım. Ava 17:30’da başlayıp 2 saat boyunca denediğim halde önceki günlerde olduğu gibi yemi parçalayan ispariler dışında vuran olmadı. Anlaşılan levrek sürüleri yine meraya uğramamıştı. Şevkim kırılmış, levrek yakalama umudumu kaybetmiştim. Oltalarımı toplayıp gidecekken kendime sabırlı olmam gerektiğini hatırlatıp 20:00’a kadar beklemeye karar verdim.

Saat 19:50 sularında avı sonlandırmak üzereyken nihayet günlerdir beklediğim vuruş geldi. Rıhtım korkuluğunun üzerinden boş bir şekilde denize sarkan misina büyük bir hızla gerilip, yerdeki makara takırdayarak açılmaya başladı. Adrenalin patlamasıyla birlikte misinayı yakalayıp hafif sert bir tasma vurdum. Tasmalamanın etkisiyle fişekleyen balık parmaklarımı yakarcasına misina alırken yerde müthiş bir hızla yuvarlanarak açılan makaraya takılmamaları için etrafımdakileri uyardım. Balık hiç durmayacakmış gibi çılgınca misina boşaltırken aklımdan bir sürü düşünce geçiyordu. “Ya balık dibe yüzüp misinayı kayalara kestirirse! Ya misina zayıf bir yerinden kopuverirse!” Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen 30 saniyelik fişeklemenin ardından balık yavaşlayıp yüzeye yönelince biraz rahatladım. Yorulan balığın her an tekrar fişekleyebileceğini aklımdan çıkarmadan ağır ağır çekmeye başladım. Ben çektikçe yüzeye yaklaşan balığı görmek için sabırsızlanıyordum. Nihayet suyun yüzeyi yarılıp levreğin sırtı göründü. Balık yorulmuş ama tamamen pes edip yan yatmamıştı. Karanlık suyun yüzeyini yaran sırt dikenlerinden ve koyu renkli sırtından balığın büyüklüğünü kestirmeye çalıştım. Kuvvetinden de tahmin ettiğim gibi gayet iri bir levrekti. Ağır ağır kıyıya yaklaştırmaya çalışırken enerjisini toplayıp tekrar fişekledi. Parmaklarımın arasındaki misinayı gevşetip bir miktar daha kalama almasına müsaade ettim. Bu defaki fişekleme ilkinden kısa sürdü. Tekrar yüzeye çıkarttığımda balık tamamen yorulmuş şekilde yan yatmıştı. Ağır ağır kıyıya yaklaştırırken yanımdaki arkadaşımdan kepçeyi hazırlamasını ama suya sokmamasını rica ettim. Kepçeyi gören levreğin kalan enerjisiyle son bir kez daha fişekleyeceğini bildiğim için misinanın kepçeye takılmasını istemiyordum. Tahmin ettiğim gibi balık suya girmeyi bekleyen kepçeyi görünce son bir kez daha fişekleyip 5 metre kadar misina aldıktan sonra teslim oldu. Enerjisi tamamen tükenmiş şekilde suyun üstünde hareketsiz yatan balığı zorlanmadan kepçenin içine almayı başardık.

10363959_10154179925335352_6298883825867886023_n

10365853_10154179925905352_3470931170538944393_n

10177476_10154179925140352_3180644282033177962_n

Levreğin oltaya yakalanır yakalanmaz gösterdiği ilk direnç muazzamdır. Makinenizin kalaması kapalı ya da misinanız bir yere bağlı ise oltanıza vuran iri bir levrek büyük ihtimalle misinanızı patlatır. Ne kadar tecrübeli bir levrek avcısı olursanız olun levreğin mücadelesi her zaman heyecanlı geçer. Çetin bir mücadelenin ardından o büyülü balık kepçenin içine girdiğinde ise heyecan yerini büyük bir mutluluğa bırakır. Tarifi zor bir mutluluktur bu. Yaşamadan anlaşılamayacak cinsten bir mutluluk…