Değirmendere Güzelleri

Bugünlerde tatlı bir telaş içerisindeyim. Hayat arkadaşım, canım eşim, 30 Ekim 2014 akşamı biricik oğlumuz Deniz Arda bebeği dünyaya getirdi. Şükürler olsun ki eşimin de, oğlumuzun da sağlık durumu çok iyi. Annelerin aksine babalar bebekleri doğana kadar babalık duygusunu tam anlamıyla yaşayamaz derlerdi. Şimdi neden böyle dediklerini çok iyi anlıyorum. Oğlumu doğumhanede ilk defa gördüğümde kucağında durduğu ebenin kolunu emmeye çalışıyordu. O an içimi tarifsiz bir merhamet duygusu sardı. O küçücük, savunmasız yavrucağı gördüğüm an baba olduğumu anladım. Son bir haftadır bütün dünyamız oğlumuz oldu. Öpmeye kıyamadığım için cennet kokan boynunu kokluyorum. Ben bu satırları yazmaya başlamadan önce annesini emerken uykuya daldı. Peşinden eşim de uyuyunca 2 saat sonraki emzirme vaktine kadar yazmak için bilgisayar başına geçtim.

Temmuz başından beri geçici olarak İstanbul Tuzla’da çalışıyorum. Burada yerleşik bir düzenim olmadığı için doğuma bir ay kala eşimi Denizli’deki ailesinin yanına bırakmıştım. Babalık iznime ek olarak ayırdığım senelik iznimi doğumdan 1 hafta öncesine denk getirmeye çalışıp 23 Ekim akşamı mesaiden sonra izne ayrıldım. Gece uzun süreli araba kullanmamayı prensip edindiğim için geceyi annemin Değirmendere’deki evinde geçirip ertesi sabah erkenden Denizli’ye hareket edecektim. Değirmendere’ye uğramışken de arkadaşının nişanı için İzmir’den gelen can dostum Yusuf Opuş’la olta atmamak olmazdı. Yusuf’a yola çıktığımı haber verip Tuzla’dan ayrıldıktan 20 km sonra arabanın ruhsatıyla ehliyetimi iş yerinde unuttuğumu hatırladım. Of ki ne of! Şimdi gel de aynı trafiği yeniden çek! Neyse ki otobana girmemiştim. Geldiğim yolu gerisin geriye dönüp 45 dakika rötarlı bir şekilde Değirmendere’de Yusuf’la buluştuktan sonra vakit kaybetmeden at-çek yapacağımız meraya geçtik.

Meraya vardığımızda akşam ezanı okunmak üzereydi. Akşam suyu lüfer furyasını kaçırmamış olmayı ümit ederek olta atan yaklaşık 100 kişinin arasında Ömer Soyak abimi bulup yanındaki daracık boşluğa girdim. Takımımı hazırlarken öğrendiğime göre henüz merada balık alan olmamıştı. Hızlı bir şekilde hazırlanıp çok güvendiğim 22 g’lık kaşıkla ilk atışımı gerçekleştirdim. 70-80 metrelere gönderdiğim kaşığımı bir kaç tur sarmıştım ki o büyülü vuruş geldi. Akşam suyuna yetişmek için yaşadığım onca stresten sonra oltamı suyla buluşturur buluşturmaz balık almayı beklemiyordum. Üstelik oltanın ucundaki çok kuvvetli bir balıktı. Çok açıktan çektiğim balığın suyun dışına fırlayıp kaşığı atmaması için boşluk vermeden sarmaya çalıştığım halde arada sarmama mani olacak şekilde kuvvetli basıyordu. Anlaşılan oltanın ucundaki güzel bir kaba lüferdi. Kıyıya 10 metre kala suyun dışına vurup vücudunu silkelediyse de oltadan kurtulamadı. Bir kaç tur daha sarıp balığı arkamdaki kayalıklara atmayı başardım. Yaklaşık 100 kişinin saatlerdir boşa atıp çektiği merada ilk atışta akşam suyunun ilk lüferini almış olmanın mutluluğuyla ava devam ettim. Benim peşim sıra çevremde birkaç balık daha alındı. Hava kararmaya yüz tutunca oltamın ucundaki kaşığı çıkarıp açık renkli maket balıklarla yarım saat daha boşa atıp çektikten sonra avı sonlandırdım.

IMG_5605

IMG_5607

Avdan sonra Yusuf, arkadaşının nişanına bense annemin evine geçtim. Yusuf’un davetli olduğu nişan merasimi bittikten sonra tekrar buluşmayı kararlaştırmıştık. Saat 21:40’ta telefonuma Yusuf’tan mesaj geldi: “Savaş mırmırlar takoz gibi. LRF yapalım yarım saat kadar”. Mesajda aynen böyle yazıyordu. Heyecanlı bir şekilde telefona sarılıp Yusuf’u aradım. Anlattığına göre sahil ışıklarının aydınlattığı sığ kumlukta çok iri mırmır sürüleri geziniyordu. Nicedir LRF takımlarıyla iri bir mırmır yakalamanın hasretini çektiğimden teklifini kabul edip sahilde buluşmak üzere evden çıktım. Yusuf’la deniz kenarında buluşunca hemen takım hazırlamaya koyulmak yerine ilk önce balıkların gezdiği yeri görmek istedim. Çok sessiz bir şekilde kenara yaklaşıp ışığın altındaki sığ ve berrak suya bakınca hemen önümde kumu eşeleyen mırmırları gördüm. Yusuf’un anlattığı kadar vardı. Bu boydaki mırmırlar için takozdan daha uygun bir benzetme olamazdı. Hemen arabaya koşup 210 cm, 1-11 g atarlı kamış ve üzerinde 0.16 mm monoflament misina sarılı olan 1000 kariblelik makineden oluşan LRF takımımı hazırlamaya koyuldum.

Niyetimde yeni aldığım 2 cm’lik kokulu silikon kurtlarla denemek vardı. Koku esanslı sıvıyla dolu küçük bir kutunun içinde yüzen bu kurtların balıkları cezbeden bir koku yaydığını duymuş ama deneme fırsatı bulamamıştım. LRF takımımın ucuna 6 numara sağlamca bir kanca bağlayıp kutunun içinden çıkarttığım kurtlardan birini taktım. Genelde zoka kullanmadığım durumlarda silikon kurda aksiyon verdirmek için kancanın en fazla 1 karış gerisine ufak bir kıstırma kurşun takarım. Bu defa mırmırları rıhtım duvarının hemen dibindeki çok sığ bölgede gördüğüm için kurşun takmaya gerek duymadım. Usulca kıyıya yaklaşıp gözlerimle suyun dibini tarayarak yürümeye başladım. Kıyı boyunca birkaç adım yürüdükten sonra kıyının hemen dibinde yalnız başına eşelenen bir mırmır görünce yemimi balığın olduğu yere bırakıverdim. Yem kancanın ağırlığıyla ağır ağır batarken kalp atışlarım hızlandı. Nefesimi tutup pür dikkat taslama anını beklemeye başladım. Dibe 1 karış mesafe kala burnunu kuma sokarak eşelenen mırmır yemi fark edip yükseldi ve tek hamlede yuttu. Tasmayı vurmamla birlikte yan yatan balık o kapkalın gövdesini gösterdikten sonra müthiş bir hızla fişekledi. İki büklüm olmuş kamışımla balığın yorulmasını beklerken makinemden sürekli misina boşalıyordu. Nihayet yorulma emareleri göstermeye başlayınca yavaş yavaş sarıp kıyıya yaklaştırdıysam da gücünü toplayıp tekrar fişekledi. İlki kadar uzun olmamakla birlikte makinemden bir miktar daha misina boşalttıktan sonra tamamen yorulup pes etti. Balığın suyun içindeki parıltısını seyrederek sakince, tadını çıkara çıkara kıyıya yaklaştırıp Yusuf’un elindeki kepçenin içine sokmayı başardım.

IMG_5624

IMG_5621

Kokusundan mıdır bilmem ama şaşırtıcı şekilde yeme aksiyon vermeye gerek kalmadan balık atlamıştı. Gözümün önündeki balığı zahmetsizce kandırıp LRF takımlarıyla yaşamaya hasret kaldığım heyecan dolu bir mücadelenin sonunda takoz gibi bir mırmırı kepçelemeyi başarmıştım. Çabucak birkaç fotoğraf çektirip ava kaldığım yerden devam ettim. Kumluk kıyı boyunca dolaşıp çok yakınlarda eşelenen başka mırmır göremeyince kancanın 1 karış gerisine 1.5 g’lık bir kıstırma kurşun ilave edip uzakları yoklamaya başladım. 10 dakika kadar boşa atıp çektikten sonra 5 m açığımda tedirgin hareketlerle dolanan 8-10 bireylik bir mırmır sürüsü belirdi. Vakit kaybetmeden yemi hareket yönlerinin biraz açığına atıp yavaşça sarmaya koyuldum. Yemimin sürünün arasına girdiğini tahmin ettiğim bir anda kamışımın ucu eğilip makinemin kalama tertibatı ötmeye başladı. Sürünün içinden birini kandırmayı başarmıştım. Etrafta misinanın sürtünüp kopabileceği bir ilişkenlik olmadığı için kafam rahat bir şekilde mücadele ediyordum. Balık kah fişekleyip, kah dinlenerek, kah açığa, kah kıyıya paralel yüzerek 2-3 dakika kadar mücadele verdikten sonra teslim olup kepçenin içine girdi.

IMG_5684

IMG_5679

Av şahane başlamıştı. Kısa zamanda iki güzel mırmır kandırmış olmanın rahatlığıyla kıyı boyunca mırmır sürülerini aramaya devam ettiysem de uzun süren mücadeleler yüzünden balıklar rahatsız olmuş olacak ki aynı bölgede yarım saate yakın dolaştığımız halde başka mırmır göremedik. Birden aklımıza Çınarlık meydanının önündeki kumluk mera geldi. Daha önce o bölgede de gece mırmır sürülerinin kıyıladığını hatta LRF tekniğiyle birkaç mırmır kandırıldığını duymuştum. 5 dakikalık yürüme mesafesinde olduğu için avı sonlandırmadan önce biraz da o bölgede denemeye karar verdik. Yeni meramıza vardığımızda kıyıdan 5-10 m açıkta tek başına yemlenen yarım kilo civarı bir mırmır dışında başka mırmır göremedik. 2 cm’lik kokulu kurtlarla gerçekleştirdiğimiz atışlarda bir türlü mırmırın dikkatini çekemesek de bolca kayabalığı ve hemen önümüzde kamufle olduğu için yemimi yutana kadar fark edemediğimiz yakışıklı bir pisi balığı kandırıp incitmeden ait oldukları yere geri gönderdik.

IMG_5661

IMG_5673

23:00 gibi avı sonlandırdıktan sonra Yusuf kardeşimle annemin evine geçip sıcacık çaylarımızı yudumlarken hoş bir sohbet eşliğinde spin ve LRF avları için edindiğimiz sahte yemlerimizi inceledik, eksik malzemelerimizi aramızda paylaştık. Aylar sonra bir araya gelmişken konuşulacak, anlatılacak çok şey vardı ama ertesi sabahki yolculuk için erken yatıp uykumu almam gerekiyordu. İstemeyerek de olsa bir dahaki buluşmamıza dek vedalaşarak ayrıldık…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir