Dolunay Baltabaşları

Yaklaşık 1.5 ay süren uzun bir ayrılıktan sonra nihayet İstanbul’dan eve dönüş zamanı gelmişti. Gelmişti gelmesine ama Antalya’ya varmadan önce 10 günümüz daha çeşitli limanlarda geçecekti. Hele bir yola çıktık mı Allah’ın izniyle sayılı gün çabuk geçer, fırtınaya da yakalanmazsak rahat bir seyir ve liman periyodu geçirip sağ salim evimize dönerdik. 26 şubat 2016 gecesi Tuzla’dan harekete geçmeden önce baltabaş karagöz meramı son bir kez daha yoklamak için yeterince vaktim vardı. Kış mevsiminde meram genelde soğuk, fırtınalı ve karlı havalarda güzel balık yaptığı halde o gece gök yüzü açık, hava ılık ve sakindi. Ne olursa olsun balığa gitmeyi kafaya koymuştum bir kere. Saat 19:00 gibi arkadaşım Yasin’le birlikte makaraya sarılı 0.31 mm monoflament misina ve 3 numara sağlam çapraz iğneden ibaret şeytan oltalarımızı hazırlayıp, bölgede avlanan diğer oltacılarla ortak kullandığımız canlı teke livarlarının içinden en irilerini seçerek yeterince teke aldıktan sonra olta atacağımız yat limanının yolunu tuttuk.

Yüzer parmak iskelelerin midye kaplı tonoz zincirlerinin etrafında yatak yapan karagöz sürülerini kaçırmamak için takımlarımızı kıyıda yemleyip çıt çıkarmamaya özen göstererek parmaklarımızın ucunda iskelenin baş kısmına doğru yürüdük. Yemlerimizi 5-10 m önümüze savurup ağır ağır 5 metrelik dibe inmesini beklerken denizin ne kadar berrak olduğunu fark ettim. Hava çoktan karardığı halde tam tepemizdeki dolunay suyun dibini gündüz gibi görünür hale getirmişti. O an, aslında havanın bulunduğum yerde karagöz için ne kadar uygunsuz olduğunu anlamıştım. Böyle havalarda baltabaş karagöz sürüleri genelde derin iskele altlarında yatak yapmak yerine liman dışında yayılıma çıkıyordu. Hayal kırıklığına uğramış olsam da kovamızdaki çok iri ve hareketli tekelerin hatrına yarım saat kadar denemeden dönmemeye karar verdim. Hem karagöz olmasa bile çok iri ve hareketli tekelere asla hayır diyemeyen güzel bir levreğe denk gelme şansımız da vardı. İskelenin hemen dibi net göründüğü için, tekelerin çok iri olmasının da avantajıyla atış mesafelerimizi 10-15 m’ye çıkarıp o büyülü vuruşu beklemeye başladık.

Yaklaşık 20 dakika sonra gelen vuruşla keyifsiz başlayan av heyecan kazandı. 10 m açıkta dipte sağlam bir vuruş aldığım halde balık yakalanmadan tekenin kafasını koparmayı başarmıştı. Levrek olsa tek hamlede yemin tamamını yutacağı için vuran yüksek ihtimalle karagözdü. Çabucak yemi biraz daha küçük bir tekeyle değiştirip oltamı savurabildiğim kadar uzağa savurdum. Yem ağır ağır batıp dibe ulaştığında sert bir vuruş daha geldi. Bu defa acele etmeden balığın yemi yutması için zaman tanıdım. Hareketlenen misinanın bir miktar parmaklarımın arasından akmasına müsaade edip tasmayı vurdum. Tasmayı vurmamla birlikte oltanın ucundaki balık müthiş bir kuvvetle basmaya başladı. Balık o kadar kuvvetliydi ki bir yandan boşluk vermeden çekersem misinanın kopmasından korkuyor bir yandan da balığın misinayı midye kaplı zincirlere kestirmemesi için dua ediyordum. Neyse ki korktuğum başıma gelmedi. Sağa sola ani manevralar yaparak sürekli dibe basmaya çalışan balığı iyi yönetip takımı kestirmeden yüzeye çıkarmayı başardım. Yasin’in tek hamlede kepçelediği balık son yıllarda yakaladığım en büyük baltabaş karagözdü. Hayalimdeki balığı yakalamış olmanın mutluluğuyla denize flaş düşürmeden ters tarafa doğru fotoğraf çektirerek bu unutulmaz avı ölümsüzleştirme işine koyulduk.

12790970_10156616546645352_5296751748709940669_n

İlk balıktan sonra daha heyecanlı ve konsantre olmuş şekilde ava devam ettiysek de yarım saat kadar ikimize de vuran olmadı. Kısıtlı olan zamanımız azalıp ümitlerimiz tükenmeye başlamışken sağlam bir vuruş daha aldım. Yine sakin bir şekilde balığın yemi tamamen yutmasını bekledikten sonra tasmayı vurdum. Bu sefer ki balık da en az ilki kadar kuvvetli basıyordu. Balığı kaçırma korkusu ve heyecanla beraber adrenalin patlaması yaşadığım halde sakin olmaya ve yanlış bir hareket yapmamaya çalışıyordum. 3 metre genişliğindeki iskelenin 2 köşesinden açığa uzanan tonoz zincirleri olmasa bu kadar kalın takım kullanmak zorunda kalmaz ve daha az heyecanlanırdım. Balık aşağı bastıkça misina parmaklarımı yakarcasına kayıyor, zincire sürtünüp kopacak diye ödüm kopuyordu. Heyecan dolu bir mücadelenin ardından nihayet balık pes edip yüzeye çıkınca çabucak kepçeleyip dışarı aldık. İlkinden daha iri olan gecenin ikinci balığıyla da birbirinden güzel kareler çektirip ava kaldığımız yerden devam ettik.

12802735_10156616546350352_8976326720590079325_n

12804775_10156616546500352_8235140046384981341_n

12801508_10156616546800352_7012471129083169518_n

Gece yarısından önce yola çıkacağımızdan ikinci balıktan sonra olta atmak için yarım saatimiz kalmıştı. Bu süre içinde ikimiz de birer vuruş alıp 2 yakışıklı baltabaş karagözü kepçelemeyi başardık. Son ana kadar balık alamayan Yasin’in yakaladığı balık sevincimizi katlamış, her ikimiz de avımızı mutlu bir şekilde tamamlamıştık. İstanbul’dan ayrılırken evime kavuşacağım için mutlu ama Marmara’nın baltabaşlarına veda ettiğim için biraz hüzünlüydüm. Kim bilir ben bu satırları yazarken ve siz okurken, Marmara’nın yeşil sularında ne büyük, ne heybetli, ne kalabalık baltabaş karagöz sürüleri dolaşıyor. Bir sonraki buluşmamıza kadar hayal kurması bile güzel…

12800134_10156616547295352_1365870809483042832_n

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir