Kuzuya Niyet Yazılıya Kısmet

Antalya’da ekim ayı umduğum gibi geçmedi. Özellikle Shore Jigging tekniği ile tral, sarı kuyruk, sinarit, orfoz, lahoz vb. avcılarından bolca yakalamayı hayal ederken hemen her sabah gittiğim avların çoğundan boş döndüm. Liman mendireğinde kurşun kafalı silikon balıklarla at-çek yaparak kandırdığım balıklarsa 45 cm’lik bir kum gridası ve 70 cm’lik bir baraküda dışında hep 30-45 arası limit altı kum gridalarından ibaret kaldı. Koca bir ay boyunca sadece 2 balık alıkoyup en az 15 genç kum gridasını ait oldukları yere iade ettim. Daha önce eylül ve ekim aylarında Antalya’da bulunmadığım için bu durumun normal olup olmadığından emin değildim ama konuştuğum yerli balıkçıların çoğuna göre balığın gecikmesinin sebebi havaların sıcak gitmesi ve deniz suyu sıcaklığının 23 derece civarında olmasıydı. Ekim ayı boyunca balığa geldiğim neredeyse bütün sabah sularında gök yüzü açık, hava esintisiz ve deniz süt limandı. Nihayet 2 Kasım sabahına rüzgarlı bir havayla uyanınca bir şeylerlerin değişebileceğini hissettim.

Takımlarımı yüklenip doğru liman mendireğinin en ucuna yürüdüm. Diğer günlerin aksine kurşun kafalı silikon balıklarla denemeden bütün av boyunca 274 cm, 120 g atarlı kamış, 55 kalibre makine, 0.25 mm 8 kat örgü ip ve 0.50 mm FC şok misinasından oluşan ağır at-çek takımımla Shore Jigging denemeleri yapmak niyetindeydim. Yem seçimimi üzerinde 1/0 numara asist kanca bulunan 60 gramlık beyaz renkli bir jigden yana kullanıp gün ağarırken ilk atışımı gerçekleştirdim. Yaklaşık 80 m mesafelere gönderdiğim jigimi 12-15 m derinlikteki dibe indirdikten sonra çeşitli shore jigging aksiyonlarıyla çekmeye başladım.  Asıl hedefimde iri kuzular olduğu için asist iğnemi sağlam seçip, makinemin kalamasını biraz gevşetmiştim. Bu tarz, kıyıları çok sığ olup daha sonra birden derinleşen aşırı kayalık meralarda avlanırken kalamanın gevşek olması risklidir. Her zaman balığın dibe yüzerek misinayı kayalara kestirme ihtimali olsa da 10 kg üzerindeki balıkları kalamasız çekmeye çalışmanın da birçok tehlikesi vardır. İğne açılabilir, ip ya da şok misinası düğüm yerlerinden kopabilir, kamış kırılabilir ya da makine dişli sıyırabilir. Yapılacak tek şey takımın bütün elemanlarını mümkün olabildiğince sağlam tutup yeri geldiğinde risk almaktır. Kısacası ne geleceği belli olmayan mendirek gibi zorlu meralarda bilgi ve tecrübe kadar şansa da ihtiyaç vardır.

Ava mendirek fenerinin altından dış tarafa doğru atarak başladıktan sonra birkaç atışta bir yer değiştirerek denemeye devam ettim. Jigi bazen büyük sert vurdurma aksiyonlarıyla dipten 5-10 m yükseltip, bazen de kısa çok seri vurdurma aksiyonlarıyla yüzeye kadar yükseltip tekrar dipletiyordum. Kısa, seri aksiyonlar çok yorucu olduğundan uzun süre devam ettiremesem de iştahlı bir balığa denk geldikten sonra aksiyonun çok da önemli olmadığını biliyordum. Yer değiştirerek mendirek burnunun en iç kısmına kadar geldikten sonra liman girişine ve iç tarafına doğru atışlara devam ettim. Ava başlayalı yaklaşık 1 saat olduğu halde vuruş alamamak avı daha da yorucu hale getiriyordu. Şöyle güzel bir balık yakalasam bütün yorgunluğum gidiverecekti.

Liman içine doğru kıyıya çapraz gerçekleştirdiğim atışlardan birinde önce jigi kısa seri aksiyonlarla yükseltip tekrar diplettikten sonra daha büyük ve fasılalı aksiyonlarla devam ettim. Kıyıya 20 m kala nihayet beklediğim o büyülü vuruş geldi. Balığın çok süratli ve zig zaglar yaparak mücadele etmesine bakılırsa kesinlikle grida ya da orfoz değildi. Aklıma ilk gelen kuzu oldu. Balık ani fişeklemeler yaptığı zaman bir miktar kalama alsa da kamışın ucunu kaldırarak ters yönde güç uyguladığım zaman yönünü değiştirebiliyordum. Elimde tuttuğum sağlam takımla çok zorlanmadan çekebileceğim dişime uygun bir balığa benziyordu. Her ihtimale karşı balığın dibe basıp takımı kayalara kestirmemesi için kalamamı tamamen sıkıp biraz daha kuvvetli asılmaya karar verdim. Takıma tüm gücümle asılarak kıyıya 5 m mesafeye kadar yaklaştırdığım balığı görebilmek için pür dikkat suyun içindeki parıltıyı arıyordum. Çok süratli bir şekilde sağa sola, yukarı aşağı manevralar yaparak mücadeleye devam eden balığı bir anlık gördükten sonra aşağı basıp gözden kayboldu. O bir anlık görüntü balığın sırtındaki yeşil desenleri fark etmeme yetmişti. Oltanın ucundaki çok yakışıklı bir yazılı orkinostu. Dipteki büyük kayalara doğru fişekleyen balığı durdurmak için kamışın ucunu yukarı doğru asıldığımda olta dipte mıhlanıp kaldı. Bir an için ipimin kayalara takıldığını düşünüp korktuysam da yazılı orkinos kendine has o son fişeklemesini yapmıştı. Balık tüm gücüyle aşağı basıp kamışımın ucunu makineli tüfek gibi titretirken 10 saniye kadar balığı yerinden oynatamadım. Bu son çırpınıştan sonra teslim olan balığı kepçenin içine sokunca derin bir oh çektim.

12115690_801552913288744_8205980520887176011_n
12189825_801552826622086_8444361182836595775_n

12208329_801552873288748_2018582558322174684_n

O sabah iyi ki de iç sesimi dinlemişim. Yazın peşinden çok koştuğum halde yakalayamadığım hayallerimin yazılı orkinosuna bu avla bir adım daha yaklaşmış oldum. Hayalimdeki 7-8 kg+ yazılı orkinosu yakalamak ne zaman nasip olur bilmiyorum ama mendirekten ya da falezlerden Shore Jigging takımlarıyla denk getirirsem beni çok zorlu bir mücadelenin beklediğini artık daha iyi biliyorum…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir