Sabah Sürprizi

“Neye niyet, neye kısmet.” Bu sözü balık tutarken çok sık hatırlıyorum. Balık tutarken hatırladığım diğer bir söz de, çocukken bir dönem teknesiyle balığa çıktığım Şükrü amcanın “Denizle pazarlık olmaz.” sözü. Ne hayallerle çıktığınız avdan tek bir vuruş bile almadan dönebilir ya da hiç ummadığınız bir zamanda ummadığınız balıklar yakalayabilirsiniz. İşin özeti şu ki, doğru zamanda doğru yerde hazır bulunursanız ödülünüzü alırsınız. Bilgi birikimi ve tecrübe her zaman yeterli olmaz. Bazen sadece şanslı olmak gerekir. Tıpkı 24 aralık sabahı şans eseri gerçekleştirdiğim av gibi.

Aralık başında 3 sabah üst üste yakaladığım hatırı sayılır boydaki levreklerden sonra uzun bir süre aynı merada levrek hedefli at-çek denemelerine devam ettim. Her sabah güneş doğmadan 2 saat önce başladığım avlardan vuruş dahi almadan dönmek ilk başlarda şevkimi kırmasa da aradan 2-3 hafta geçtikten sonra yorucu bir hal almaya başladı. 24 aralık sabahı da 5:30 gibi başladığım avda vuruş alamayınca sıkılıp gün ağarmaya yakın avı sonlandırdım. Arabamı, mesai öncesi sıcacık yatağımda 1 saat kestirme hayaliyle misafirhaneye doğru sürerken ani bir kararla direksiyonu başka bir meraya kırdım. Niyetim çok hafif LRF takımım ve 2 gramlık zokaya iliştirilmiş kokulu silikon kurtlarla birkaç kaya balığı ya da lapin kandırıp yeni aldığım fotoğraf makinesi ve 50 mm sabit lensi test etmekti.

Görüntü itibariyle gerçek midye kurdundan hiç bir farklı olmayan 7 cm’lik kokulu kurdumu dibe indirir indirmez beklediğim küçük vuruşlar geldi. Boş geçen birkaç ısırıktan sonra yakaladığım ufacık kırmızı ağızlı kaya balığının kancayı yutmadan sadece kurdu ısırarak suyun dışına çıktığını görünce çok şaşırdım. Ufaklığın birkaç fotoğrafını alıp ait olduğu yere gönderdikten sonra yemimi tekrar dipte hafif hafif oynatmaya başladığım anda sol açığımda bir girdap fark ettim. O esnada kamışımın ucuna baktığım için açıktaki girdabı neyin yaptığını fark edememiştim. Tekrarlanacak mı diye pür dikkat girdabın oluştuğu yeri izlerken bu defa aynı şey sağ açığımda gerçekleşti. Yine net görememiştim. Küçük balıklara saldıran avcı bir balık mı, yunus mu yoksa suya dalan bir karabatak mı diye düşünürken cevap geldi. Birden bire yüzlerce zargana ok gibi suyun dışına fırlayıp kaçışmaya başladı. Peşleri sıra suyun dışında fırlayan onlarca lüferle saniyeler içinde deniz yüzeyinde koca bir alan can pazarına döndü. Hemen arabaya koşup ucunda klipsi hazır bekleyen spin kamışımı ve maket balık kutumu kaptığım gibi saldırıların olduğu yere döndüm. Birkaç saniye kutunun içindeki yemleri inceledikten sonra 125 mm’lik zargana taklidi olan bir tanesinde karar kılıp can pazarının hemen gerisine atışımı yaptım.

Beslenmeye güdülenmiş lüfer sürülerinin satıhtaki küçük balıklara toplu olarak saldırdığı bu anlar bir spinciyi en çok heyecanlandıran anlardandır. Gözü dönmüş lüferler jilet keskinliğindeki dişleriyle önlerine çıkan her şeyi kesip parçalayarak dakikalar içinde onlarca balığı mideye indirebilir. Satıhtaki oynakların arasından geçen sahte yemin de boş geçme ihtimali çok düşüktür. Oynağın 10 metre kadar gerisine düşürüp hızla sarmaya başladığım yemim oynağın içine girdiği anda vuruş geldi. Balığın suyun dışına fırlayıp yemi ağzından atmasına müsaade etmemek için kamışımın ucunu suya sokup boşluk vermeden sarmaya başladım. Kuvvetine bakılırsa oltanın ucundaki gayet kaba bir lüferdi. Kıyıya yaklaşınca sağlı sollu manevralarla mücadele veren lüferin pırıl pırıl gövdesi göründü. Kamışın ucunu sudan çıkarmadan birkaç tur daha sarıp tek hamlede dışarı aldım. Lüfer saldırısı tüm hızıyla devam ederken vakit kaybetmeden balığı oltadan çıkarıp ikinci atışımı yaptım. Oynağın arasından geçen yemim yine saldırıya uğradıysa da bu defa balık oltadan kurtulmayı başardı. Oynak giderek küçülüp yer değiştirirken sürüden bir balık daha alabilmek için seri hareketlerle sürüyü takip ediyordum. Nihayet 4. atışımda ilkiyle aynı boyda bir lüfer daha kandırmayı başardım. Kancayı derin yutan ikinci lüferi kancadan çıkarmakla uğraşırken su sathındaki kargaşa sona erdi. Aynı yerde gerçekleştirdiğim 2-3 atışta vuruş alamayınca sürün kaymış olabileceğini düşündüğüm tarafa doğru yer değiştirip atışlara devam ettim. Birkaç boş atıştan sonra hızlı devirde sardığım yemim yine olduğu yerde mıhlanıp kaldı. Yarım kilo civarı olan üçüncü lüferi de dikkatli bir şekilde sarıp dışarı almayı başardım.

10174798_642474465863257_7599886802782352604_n 10353001_642474345863269_2912828214161387250_n 10390446_642474299196607_6521250224013472944_n

Her şey birkaç dakika içinde olup bitmişti. Hiç beklemediğim bir zamanda, mevsim itibariyle lüferin terk ettiğini düşündüğüm bir yerde piyango tadında bir av gerçekleştirmiş, yeni fotoğraf makinem ve lensimle kaya balığı fotoğraflamayı hayal ederken, 3 yakışıklı lüferle birbirinden güzel fotoğraflar çekmek nasip olmuştu. Bunlar 2014 senesinde yakaladığım son lüferler oldu. Antalya’ya temelli yerleştiğim vakit lüferin boğazlardan yukarı ( anavaşya ) ve aşağı ( katavaşya ) göçünü uzaktan hüzünle seyredeceğim. Bir sonraki buluşmamıza değin “Elveda boğazın sultanı!”

10489803_642474375863266_8475253678886368949_n

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir